.................................................................................................................
   
 
  AĞITLAR

 Çopraşıklı Pat Oğlan’ın Ağıdı 

Çiçekdağı İlçesi, Çopraşık Köyü Emirler sülalesinden, Boyacı namıyla bilinen İsmail Yücel’in;Kâzım, Celâl, Abidin, Mehmet ve Halil adlı beş oğlu vardır. Hacı Çöllü kızı Ümmügülsüm’den olma bu çocuklar, yetişince çiftçubuk işlerinde babalarına yardımcı olmaya başlar, o tarihte evli olan Kâzım, hanenin idaresini eline alır, bekâr olan diğer kardeşleriyle birbirini destekleyip geçim mücadelesinin üstesinden gelme gayreti içine girerler. 

”Birlikten kuvvet doğar” ilkesini şiar edinerek, Anadolu’muzdaki çoğu aileler gibi kazançlarını bir kesede toplar, aynı kazandan aş yiyip kerpiç duvarlı, toprak damlı evde hayatlarını idameyi başarmışlardır. 

Pat Oğlan lakabıyla tanınan Mehmet Yücel, on beş yaşında olmasına karşın, yaşıtlarına göre daha iri, yakışıklı, sesi güzel, iyi ata binen, solak yandan müthiş tura oynayan, kısacası delişmen bir genç olarak köyde göze batmaya başlamıştır. 

Ne yazı ki; 1947 yılının mayıs ya da haziranında aniden hastalanır, dayanılmaz sancı ile yatağa düşer. Karnına ocakta tuz kızdırıp bağlarlar, deri sararlar, yavşan otunu kaynatıp yüzünü silip, suyunu içirirler, ağzı dualılar gece-gündüz üstüne okur ama feryadı kesilmez, acısı dinmez. Nihayet Pat Oğlan’ı, at arabasıyla Yerköy’e götürürler. 

Orada da hekim yoktur. Durumun aciliyetinden dolayı bir vasıtaya aktararak Yozgat’a ulaştırırlar. Kaynak kişilerin ifadesine göre, geciktirilmekten dolayı apandisiti patlamış, batın içine yayılan sıvı kanına karışıp zehirlemişdir. Velhasıl kurtarılamayarak genç yaşta ölür ve Yozgat Sarıtopraklık mezarlığına defnedilir. 

Ağabeyi Celâl Yücel, dolu gidip boş gelen arabayı görünce, kardeşi Pat Oğlan’nın öldüğünü anlamış çaresizce çelenin dibine çöküp tarafımdan derlenerek kültürümüze kazandırılmaya çalışılan ağıdı yakmıştır. 

 

Çopraşıklı Pat Oğlan’ın ağıdı 

 

Saçını kabartır binerdi ata 

Gardaşım gitmiş de Yerköy’den öte 

Memmed mekânını Yozgat’ta tuta 

 

Tez gel gardaş tez gel ağlatma bizi 

Anamın babamın tutmuyo dizi 

 

Anam bizi yokluğunan büyüttü 

Zalım felek değirmende öğüttü 

Doktor iğne vurupta mı uyuttu 

 

Tez gel gardaş tez gel ağlatma bizi

Küllenmez bilesin ciğerin közü  

 

Dayanır oluğu düz tutar zengi 

Bulunmaz gardaşım yiğidin dengi 

Ayağına dar mı geldi üzengi 

 

Tez gel Memmed tez gel ağlatma bizi

Emminin dayının dayanmaz özü 

 

Sallardın turayı giyerdin aba 

Haki pantol yakışırdı çoraba

Boş dönüyor Çopraşığa araba 

 

Tez gel gardaş tez gel ağlatma bizi 

Anamın babamın kan doldu gözü 

 

Sarı toprak serildi mi yoluna

Kimler girdi salacayın koluna

Misafir mi vardın Çapanoğlu'na

 

Tez gel gardaş tez gel ağlatma bizi

Garibin gurbette kaybolur izi

 

Kelimeler: 

Zengi: Değirmen oluğunun altındaki ağaç 

Üzengi: Binek atındaki ayak basılan demir halka  

 

Ağıdı yakan: Celâl Yücel 

 

Kaynak kişiler:

Salman kızı Elmas ÖZCAN(Pat Oğlan'ın emmideşi)

Eyüp oğlu İsmail ÖZCAN (Pat Oğlan'ın bölesi)

Celâl oğlu Hacı Ömer Yücel (Pat Oğlan'ın yeğeni)

 

Derleyen :Yusuf ÖZCAN

 

Resim:Celâl Yücel (1930-1988)



Çopraşıklı Yağmur’un ağıdı


“Ağıtlar toplumların ortak acısını canlı biçimde anlatan, yazınsal metinlerdir. Bir ölüm üzerine belli geleneğe uyularak yapılan törenlerde, yakılmıştır.”(Boratav)

Ebediyete göçenlerin iyi hallerini, meziyetlerini dile getirmek, vefatından dolayı yaşanan kederlerini, üzüntülerini ifade için hayat bulmuştur.

Ağıtlar anonim manzumelerdir. Ölenlerin yakınları tarafından, hazırlıksız bir şeklide doğaçlamayla meydana gelmiştir. İrticalen söyleyenlerin ezberine yerleşmiş olan, sayısız eski örnekler, yeni deyişlerde etkili olmuştur. Böylelikle geleneksel bir alışkanlığı da kazandırmıştır. Bundan dolayıdır ki ağıtların oluşmasında önce bilinenlerin izi görülmektedir. İslamiyet öncesi eski Türklerde Kam/Şaman denen büyücü ve din adamlarının söylediği, kadınların da haricen oluşturduğu ağıt yakma geleneği günümüze kadar ulaşmış, zamanımızda ise kadınlar tarafından sürdürülmüştür.

Anadolu’muzda yakılan ağıtlar genellikle yedi, sekiz veya onbirli hece ölçüsü ile dillendirilmiştir. Mani ve koşma tarzındadır. Dörtlükler abab-cccb-dddb şeklinde kafiyelenir.

Çopraşık Türkmen Ağıtları da yedi, sekiz ve çoğunlukla onbirli hece ölçüsündedir. Ancak; Kafiye örgüsü aaba-ccdc-kalıbındadır. Konu bütünlüğü bozulmazken, üçüncü mısralar vurguyu güçlendirmek gayesi ile serbestliğini sürdürürken, redifler mısralara göre pekişir. Ağıtlarda bilinmeden (kinaye-teşbih-telmih-abartı-güzelleme-rücû-cinas-tecahül i ârif)benzeri hece veznin tüm edebi sanatları kullanılmıştır.

 

Çopraşık Köyünden Özyürek ve Erkılıç aileleri komşuluğun yanında, göbek dönmedik akrabadırlar. Çolağın Ali’nin (Erkılıçların) Hanifi, Hasan(Hüsük) ,Mustafa isimli üç oğlu vardır. Hanifi ile Hüsük dükkân işletmektedirler. Kel Yahyalar diye de anılan, Özyüreklerden Zekeriya’nın Ali -Hamdi-Yağmur adlı üç oğlu hayattadır o zaman. Hamdi’nin karısı Hanım, Erkılıçların kardeşidir üstelik.

Kaynak kişilerin ifadesine göre olay 1952 yılı harman zamanı yaşanmıştır. Sahipleri başta olmak üzere, güneş batma çalımı dükkânda bulunan birkaç kişi, Ali’ ile dalga geçip, alaya alınca, kavga çıkar. Hasan’la Hanifi Ali’yi döverler, O da evlerine koşar yardım ister. Kardeşinin sesine çıkan Yağmur,”uzlaştırmak gayesiyle, hemen yakında olan olay mahalline yönelir. Çolağın Hasan’ın sokağa rast gele ateş açması sonucu, Yağmur isabet alarak vefat eder. Başka bir ifadeye göre, Toprak Komisyonu tarafından arazi dağıtılacaktır. Köylü, Muhtar Ahmet Altınkaynak’ın (Göbel Ahmet) odasında toplanır. Kavga burada çıkar ve olaylar birbirini takip eder.

Yağmur’un Şemsi isimli dul bir eşi ile Zekiye adlı bir kızı kalır. Anası Fadime’nin yaktığı ağıdı aslı gibi aktarıyorum. Yıllar sonra, Çolağın Mustafa ile Kel Yahyalardan Mustafa Özyürek’in kızı Şahnuru’nun birbirini istemişler, gençlerin vesilesiyle eski akrabalık tazelenmiş, sonraki düşmanlık ortadan kalkmıştır. İki tarafında aile büyükleri rahmetli olup, torunları Çopraşık-Şefaatli-Yerköy-Çiçekdağı –Ankara-İstanbul başta olmak üzere yurt dışında da yaşamaktadırlar.

 

Yağmur’un ağıdı

 

Harman mı kaldırır sahipsiz koşu

Elinde tespihi dalında poşu

Yaşın kara gelsin töreme Hüsük

Hem akrabayıdık  hemi de komşu

 

Hamdi’mi deyim de Yağmur mu deyim

Düşmanın kızını gelin m’ediyim

Karşı karşı evlerimiz bakışır

Başımı alıp da nere gideyim

 

Dolanır çeleni serenlik diye

Ayırır tokluyu gürenlik diye

Zalım eller ayırmamış uşağı

Adam kurşun mu atar yarenlik diye

 

El âlem geriden gülüşüp sapar

Ali’nin hayına Yağmur’um kopar

Kör olası düşman elin kırılsın

Adam komşusuna bunu mu yapar

 

Bu nasıl muraz da bu nasıl yazı

Al kan olmuş işliğinin beyazı

Gadan alam Şemsi getir yorganı

Çetin olur Çopraşığın ayazı

 

Koyunu kuzuyu yemledi m’ola

Kanayan yarasın emledi m’ola

Ben kurban olayım Yağmur oğlana

Emmisi çayını demledi m’ola

 

Gün dönmeden çayır çimen kurur mu?

Dağılmış kekili top top durur mu?

Kuşlar gibi dolanırım başında

İnsan komşusunu allan vurur mu?

 

Ekmeğe yedik de karnımız doydu

Oğlan küçük idi şeytana uydu

Ben kurban olayım Kasım Hoca’ya

Yağmur’un gülünü ne güzel soydu

 

 (Son kıta Fadime Karı tarafından, daha sonra doğup/ ölen Yağmur’un torunu Zekeriya’ya söylenmiştir.)

 

Kelimeler: 

Koşu     :Çifte koşulan hayvanlar

Töreme     :Yaşamamak, ürememek

Çelen     uvarın birleştiği yer, köşe

Serenlik    :Duvarda kapı kanatlarının takıldığı yer

Gürenlik   :Sürü

 Yarenlik   :Şaka, latife

Muraz     :Talih, murat, yazgı

Gada     ert, bela, keder

 Al     :Hile, tuzak, desise

 

Kaynak Kişiler:

 

Eyup Oğlu İsmail Özcan

Salman Kızı Elmas Özcan

Cevat Oğlu Aziz Özyürek

Mehmet Oğlu Halil Büyük

 

Derleyen    :Yusuf Özcan

Çopraşıklı Vahit’in ağıdı

 

Daha önceki yazılarımın bazısında belirttiğim gibi atalarımız Maraş’tan gelmedir. “Dulkadiroğlu Beyliği; Oğuzların Bozok Kolunun, Günhan-Bayat, Yıldızhan-Avşar/Beydilli Boylarının birleşiminden oluşmuştur. Bayat Boyu Çorum, Avşar Boyu Adana(Toroslar),Beydilli Boyu ise Kırşehir -Çiçekdağı, Yozgat ve Yerköy civarına yerleşmiştir.”(E.Çakmak)

“Tarihçi Yazar Yusuf Halaçoğlu’nun, Anadoluda Aşiretler, Cemaatler, Beylikler adlı kitabının üçüncü cilt,982.sayfasında; Çopraşık Köyü Halil Hasanlı Cemaati, taifesi Salmanlı Kabilesi, Cunkar Boyu, Sancak Kırşehir, Yurdu Çopraşık, kuruluşu 1584’tür.Yazar bu bilgileri Osmanlı arşivinden aldığını ifadelemiştir.”(M.Zengin)

Köylümüz önce, Yalnızağaç (Zekere) Köyünden başlayıp, Çamalak Köyünün önünden Büyüklü’ye dayanan, Karaarkaç denilen çayırlığı mesken etmiş, daha sonra sivrisinek ve sıtmadan dolayı taşınmıştır. İnsanları ziraatla geçimini temin etmektedir. Okuma oranı yüksek olan köylülerimiz, devlet kademesinin her kesiminde yerini almıştır. Daha önceleri de köyümüzden yetişen hafızlar her yıl devlet hizmetine gönderilmiştir. Göç nedeni ile büyük bölümü, Yozgat, Şefaatli, Yerköy, Kırşehir, Çiçekdağı, Ankara, İstanbul, Kayseri, İzmir, Antalya ve yurdumuzun diğer şehirlerine yerleşmiş, yabancı ülkelerde yaşayanlar dâhil hiçbiri kökü ile bağını kopartmamıştır. Köyde kalan nüfus biçerdövercilik hususunda önemli bir isme sahiptir. Asla kan davası yoktur, eskiden olan bazı vakalar ise basit meselelerden vukua gelmiştir.(sınır ihlali, ekin otlatma, at davası, it davası, gençliğin üstünlük sağlama hırsı gibi sudan sebepler)

Köy büyüklerinden edindiğim bilgilere göre, üç kardeş olan dedelerimizin biri Maraş’ta kalmış, diğerleri şimdiki ikametine konmuştur. Çorum İli Alaca İlçesine bağlı Çopraşık Beldesi ise bizden ayrılarak şu anki araziye yerleşmiştir.

Belde, yaşlıların anlattığına göre 1700 yıllarda âlim bir kişi tarafından kurulmuştur. Halk arasında Çopur Şıh diye anılan bu zatın türbesi, etrafı korunaklı bir şekilde ve daima ziyarete açıktır. Dedemizin kabrini görmek bize de nasip oldu. Çopraşık Beldesi sakinlerinin geleneği, göreneği, kısacası yaşam tarzı köyümüz ile birebir örtüşmektedir. En önemlisi ise iki yerde de kan davası yoktur.

Yaşadığı hadiseler karşısında Anadolu insanı, yüreğinden kopanları türkü, mani ağıt gibi ürünlerle dile getirmiştir. Köyümüz ağıt ve deyişlerini Türk Edebiyatına kazandırmak gayemizdir. Kapanan yaralara neşter vurmak, küllenmiş ateşe yonga serpmek gibi bir maksadımız yoktur. Olaylara yorum yapmak işimiz değildir. İnşallah maksadımız hedefine ulaşır. 

Abdurrahman oğlu Vahit Koç’un; Eyüp, Paşa ve Mehmet isimli üç erkek kardeşi ile Naciye, Adeviye ve Emine adlı üç bacısı vardır. Hanımının ismi Medine olup çocukları yoktur. Kardeşlerden sadece Emine Bektaş hayattadır. Ağıdı kız kardeşleri ile hanımı karşılıklı yakmışlardır. Aile bireylerinden yaşayanlar Yerköy, Ankara ve Şefaatlide mukimdir. 1948 yılında ekinlerin yetişme vakti, vurularak öldürülen Vahit Koç’un, vefatı ile ilgili ağıdı derlediğim gibi aktarıyorum.

 

Vahit’in ağıdı

Kamuyonlar şatafınan geliyo

Acı acı düdüğünü çalıyo

İyi bak bacısı kurban ederim

Yağlı kurşun ciğerini deliyo (Eşi Medine)

 

Göklerin üstünde dönen teyyare

Bir zalim de kast eylemiş o yâre

Doktorlar kolunu kesmeye gelmiş

Kestirmem kolunu bulurum çare (Eşi Medine)

 

Bibim kızı emek vermiş bostana

Zalım düşman nasıl kıydın aslana

Ankaradan istemişler Çavuş’u

Giysin pardösüsün Çavuş süslene (Eşi Medine)

 

Bir çift camız koşar bir çift at koşar

Bilmiyom eşim de yol nerden aşar

İyi bak bacısı kurban ederim

Üçüncü kurşunda kolların açar (Eşi Medine)

 

Çayır yastığı da çimen döşeği

Başına birikmiş kürdün uşağı

Kurbanlar olayım babamın oğlu

Yok mu idi tabancayın fişeği (Bacısı Naciye)

 

Sabahınan kuşlar ile kalkarım

Anam hasta ben anamdan korkarım

Gadasın alayım Çavuş salarsa

Gider gelir sobasını yakarım (Eşi Medine)

 

Hanesi güzel de başı kademli

Lambası yanıyo içi endamlı

Hopo’nun odaya tahsildar gelmiş

Çevireyim kundaranı giden mi? (Eşi Medine)

 

Duman durdu Çamalak’ın özüne

Adeviye ne pek vurdu yüzüne

Hikmet demiş ben bacımı götürrüm

Ya biz ne diyelim elin kızına  (Bacısı Naciye)

 

Çöplerin dibinde ağlar oturrum

Verirlerse sandığımı götürrüm

Eğer baban sana silah almazsa

Satar kilimimi yardım getirrim (Eşi Medine)

 

Kekilini yatırmış da sağını

Kan bulaşmış işliğinin ağına

Atını yılkıya bırakmış eşim

Varın haber salın Çiçekdağı’na (Eşi Medine)

 

Kaynak Kişiler:

 

Salman Kızı: Hatice Sezen

Salman Kızı: Elmas Özcan

 

Kelimeler:

Şataf       : Caf caf, çalım, süs

Teyyare  : Uçak

Bibi          : Hala, eme

Camız      : Manda

Gada       : Dert, tasa, üzüntü

Kadem     : Ayak, adım, uğurlu, hayırlı

Endam     : Boy-pos

Kekil        : Kahkül, perçem

İşlik          : Gömlek

Yılkı          : Doğaya başıboş bırakılmış atlar

 

Derleyen: Yusuf ÖZCAN 

Resim: Hatice Sezen /Elmas Özcan



Çopraşıklı Boğa Memed’in ağıdı


 Çopraşık’ta, edebiyatımızın ürünlerinden, manilerle ağıtlar önemli bir yer teşkil eder. Geçmişten geleceğe ışık tutan bu olgular, nesilden nesile ezber yolu ile aktarıla gelmiştir. Özellikle ölünün başına, elbisesi (Soyka) ya da değerli bir eşyasını getirerek kadınların karşılıklı veya ferdi olarak ağıt yakması yas gereğidir. Mevta yakını kadınlar elbiselerini ters giyer, cesetin etrafında çemberlenip ağlaşırlar. Kutlamalara karalı esvaplarla katılır, ölene kadar kına, sürme, rastık gibi süsleri asla kullanmazlar, erkeklerse matem zamanı saçlarını kazıtırlar. Ölünün devesinin(varsa) boynundaki çana ot tıkanır. Atının eyeri ters vurulur, zilinin dili kopartılır.

Çopraşık ağıtları, kendi halkının yanında, gerek köylü, gerekse odalarda konaklayan, gezginler, çerçiler ve misafirler tarafından başka yörelere taşınmıştır. Daha önce, Ese’nin Ladif’in ağıdı başlıklı yazımızın içeriği ile aynı olan, konumuza bahis vaka, Şefaatli’nin Gülistan Köyü halkı ile vuku bulmuştur.

              Akrabalıkları halen devam eden Gülistan ile Çopraşık, Kuzgun Mevkiindeki hazine arazisi için anlaşmazlığa düşürülmüştür. Aynı güzergâhtaki Süleymanlı (Şu an Gülistan göleti) suyu kenarında, belirsiz kişilerce Çopraşık’tan iki kişi yaralanmış. Hayvanlarını otlatan, tarlasını işleyen iki köy halkı sinsiler tarafından planlı bir şekilde tacize başlanmıştır. Hat safhaya varan buğuz ve kin nihayet semeresini göstermiştir.

           Nifakçıların gayretiyle 1951 senesi 26 Mart günü iki köy halkı, silahlı çatışmaya girmiştir. Ese’nin Ladif (Latif Gürsaz),köy sakinlerinden Haydar’ın “sığırlarımızı götürüyorlar yetişin komşular” diye bağırmasına inanıp, hemen arkadaşı Boğa Mehmet’i (Mehmet Çakmak)çağırmış ve birlikte olay mahalline yönelmişler. 

Karşılıklı müsademeye başlanmış, ne yazık ki dönüşleri alkanlar içinde, kağnı ve at arabaları ile olmuş. Katil ya da katiller tam tespit edilemediğinden dosya kapatılmış, dava düşmüştür. Arazi ise üçüncü şahıslara geçmiştir. Sevinilecek durum ise her iki köyde bu husumeti sürdürmemiş akrabalıklarını fitnelere inat tazeleyip pekiştirmişlerdir.

Boğa Memed’in eşi Mihriban Çakmak(D.1933-Ö.1987), Recep, Sait ve Şaban(Ali) isimli üç çocukla dul kalmış. Aile büyükleri “yas hitama erdi, sahipsiz kalınmaz” diyerek, Mihriban Çakmak’ı, evlenme çağına erişen Boğa Memed’in yeğeni, Şıh Mehmet Çakmak’la nikâhlamışlar. Bu evlilikten, Meryem, Cevdet, Gülbeyaz, Hacer, Hatice, Hacı Aslan, Mustafa ve Fatma adlı çocukları dünyaya gelmiş. Çileli bir hayat süren Mihriban, çocuklarının bir kısmının ve eşinin acısını tattıktan sonra rahmete ermiştir. Mezarı Yozgat İli Yerköy İlçesi’ndedir. Annemin emmi kızı olan, Mihriban Teyzemin sağlığını bilirim. Annem Elmas Özcan ile küçük teyzem rahmetli Hatice Sezen’den edindiğim bilgiye göre, ağıtlarının bir kısmını, eşinin cenazesi başında, bazı bölümlerini ise daha sonra söylemiştir. Almanya’da yaşayan oğlu Aslan Çakmak, bilgileri doğrulamış, ezberini tarafımıza aktarmıştır.

 

Boğa Memed’in ağıdı

 

Doldurdu çayını içerim diye

Ahdetti ekini biçerim diye

Latif’in hayına çıktıydı eşim

Kuzgunu şahbazca geçerim diye

 

Ben Çavuşun karısıyım karısı

Bana değsin kurşunların yarısı

Al kanları kekiline bulaşmış

Bir sen miydin Çopraşığın delisi

 

Ben çavuşun geliniyim gelini

Gene kırdım arabanın salını

Büyükten küçükten karadır yüzüm

Ben süremem bu dulluğun yolunu

 

Atların haşarı getiremiyom

Tutup da çeşmeye götüremiyom

Dört bacım var diye övünüyodun

Birini yanımda yatıramıyom

 

Emmimin kızı da emmimin kızı

Kucağımda kaldı pek körpe kuzu

Muhtar da demiş ki yardım edelim

Duyar Kara Çavuş öldürür bizi

 

Ağır olur mavzerinin fişeği

Döküm kaldı evi barkı uşağı

Bacıları hizmetine dönsünler

Altına sereyim kutnu döşeği

 

Almış teskereyi çekip gidiyo

Toplanmış tertibi talim ediyo

Ben kurban olayım bibim oğluna

Askerin içinde koçluk ediyo

 

İncitir araba usul koysunlar 

Gâvur düşman öldüğünü duysunlar

Kara saçı kınalanmış kan ile

Bacıları kekilini yusunlar 

 

Mihriban Çakmak

 

Kelimeler:

Ahdetmek: Söz vermek, yemin içmek, an t etmek.

Hay:       :Ünlemek

Kuzgun       :Kuş, ağıtda mevkii ismi

Kekil       :Kahkül

Haşarı       :Azgın, huysuz, yaramaz

Mavzer       :Uzun namlulu silah

 

Kaynak kişiler:

Eyüp Oğlu İsmail ÖZCAN

Salman Kızı Elmas ÖZCAN

Salman Kızı Hatice SEZEN(Rahmetli)

Hacı Aslan ÇAKMAK(oğlu)

 

Derleyen: Yusuf ÖZCAN

 

 Bu bağlamda;

Gayemiz köyümüze ait ağıtları TRT ve Türk Edebiyat arşivine kazandırmaktır. Bu nedenle edebi değer taşıdığına inandığım ürünlerimizin yitip gitmemesi çabası ile yıllardır emek sarfetmekteyim.

Yüzyıllık Sarıkamış Ağıtlarımız bestelenerek, Orhan Gencebay, İzzet Altınmeşe, Zara, Ümit Besen, Recep Ergül, Mustafa Tatlıtürk ve Mehtap Demir gibi güzide sanatçılarımızın yer aldığı, “Sarıkamış Destanı” isimli albümde okundu.

 Bir konu ile ilgili çalışmalarımı yayımlamadan önce defalarca araştırır, sadece yazıda geçen kahramanların yakınlarına bağlı kalmayıp, o yörenin yaşayan büyükleri ile bulabildiğim belgelere de başvururum. Dikkat ettiğim en önemli husus konunun aslına sadık kalmaktır. İlgililerine zarar verici anlatımlarla asla işimiz yoktur. Kapanan yaralara neşter vurmak, geçmişin acısını gündeme taşımak gibi bir iffetsizlik şahsımızla bağdaşmaz.

Maksadımız geçmişteki acı tatlı hatıralardan ders çıkartılıp, güzel ve iyi olana yönelmektir. Hedefimiz su-i zan değil, hüsn-ü zandır. Tüm yazıncılar gibi tasarruf hakkımız, yıkıcı değil yapıcı, ayrıştırıcı değil barıştan yanadır. İlkemiz ve ülkümüz sevgiyi paylaşmaktır. 

Derleme ve araştırma yazıları geçmişten geleceğe ışık tutacağından, mutlaka bir dayanağı ve kaynağı vardır. Ayrıca yazılanlar, başta gelenek, görenek, kişi hak ve hürriyetlerine saygılı, hukuka, tababete en önemlisi ise inançlara ters düşmemelidir. Keyfiyete göre yazılanlar, hem yazarına hem de konuya zarar verdiği gibi, zamanla çöpteki yerini alacaktır.



Çopraşıklı Ese’nin Ladif’in ağıdı

Çiçekdağı İlçesi Çopraşık Köyü, Yozgat, Nevşehir ve Kırşehir İllerinin kesişim noktasında büyük bir yerleşim birimidir. Ataları Maraş’tan gelme, okuryazarlık oranı yüksektir. Yeniliğe açık insanları ananelerinden de kopmamıştır. Türkmen töresi gereğince yaşam sürdürür, inançlarından taviz vermezler.”İçerde soy, dışarıda köy gayreti” ilkesine yürekten bağlıdırlar. İnsanlarının eli açık misafirperver, paylaşımcılığının yanında cesur ve gözüpektir.

Gelenekçi Türkmen köyü olan Çopraşık’ta, edebiyatımızın ürünlerinden, manilerle ağıtlar önemli bir yer teşkil eder. Geçmişten geleceğe ışık tutan bu olgular, nesilden nesile ezber yolu ile aktarıla gelmiştir. Özellikle ölünün başına, elbisesi (Soyha) ya da değerli bir eşyasını getirerek kadınların karşılıklı veya ferdi olarak ağıt yakması yas gereğidir. Erkeklerin söyledikleri ağıtlar daha sonra oluşumda yerini alır ve aile içi söylenir. Çopraşık ağıtları, kendi halkının yanında, gerek köylü, gerekse odalarda konaklayan, gezginler, çerçiler ve misafirler tarafından başka yörelere taşınmıştır.

Çopraşık’ın çevre köylerle irtibatı ve uyumu örnek teşkil eder adeta. Çoğu ile dostluk bağlantılarının yanında akrabalıkları mevcuttur. Kuruluş tarihi çok eskilere dayanan köyün, komşularıyla sınır ihlali, hudut anlaşmazlığı yaşanmamıştır.

Konumuza bahis vaka, Şefaatli’nin Gülistan Köyü halkı ile vuku bulmuştur. Aslında iki köy ”göbek dönmedik” emmi ve dayı çocukluğunun yanında, halen birbirinden kız alıp veren akrabadırlar. Her devirde olduğu gibi fitne çarkını işletip, dede torunlarını kavgaya tutuşturmaya başarmıştır.

Gülistan ile Çopraşık arasında, Kuzgun Mevkiindeki hazine arazisi anlaşmazlığa neden olmuştur. Aynı güzergâhtaki Süleymanlı (Şu an Gülistan göleti) suyu kenarında, belirsiz kişilerce Çopraşık’tan Battal Kul bacağından ve Salih Nas (Güdülü Salih) ayağından vurulmuştur daha önce. Hayvanlarını otlatan, tarlasını işleyen iki köy halkı sinsiler tarafından planlı bir şekilde tacize başlanmıştır. Hat safhaya varan buğuz ve kin nihayet semeresini göstermiştir.

Muzuların gayreti neticesinde1951 senesi 26 Mart günü iki köy halkı, silahlı çatışmaya girmiştir. Duyan duymayana ileterek, yangına yonga taşınmıştır. Konudan geç haberdar olan, Ese’nin Ladif (Latif Gürsaz),hanımları rıza göstermese de ”ayıplarlar, kınarlar” endişesi ile arkadaşı Boğa Mehmet’i de (Mehmet Çakmak)yanına alarak, olay mahalline yönelmiştir. Beş aylık hamile Ladif’in eşi Sosiy (Sultan) ile Boğa Mehmet’in karısı Mihriban her ne kadar caydırmaya çalışsa da;”onlar bizim akrabalarımız, kavgaya gitmiyoruz, şöyle görünüp döneriz” diyerek hanımlarını ikna etmişler. Ne yazık ki dönüşleri, alkanlar içinde kağnı ve at arabaları ile olmuş. Ladif’in İrfan(Rahmetli) ve Şıhı Mehmet isimli iki oğlu ile sonradan doğan Latife adlı kızı yetim kalmıştır. Kuzgun mevkiine vardıklarında, ekinlerin arasında pusuya yatan acımasızlar iki babayiğidi avlamışlar.

 Netice; Çopraşık’tan iki ölü, Gülistan Köyü’nden yirmiiki kişi kısa bir süre tutuklu kalmış, katil ya da katiller tam tespit edilemediğinden dosya kapatılmış, dava düşmüştür. Arazi ise üçüncü şahıslara geçmiştir. Sevinilecek durum ise iki köy halkı bu husumeti sürdürmemiş akrabalıklarını fitnelere inat tazeleyip pekiştirmişlerdir.

Rahmetli Latif Gürsaz’ın ardından yakılan ağıtlar, Eşi Sultan(Sosiy),arkadaşı Ethem Zengin, bibisi kızı Zeynep Bayar ve bacısı Zeynep tarafından karşılıklı söylenmiştir.

Ladif’in hanımı Sultan rahmetli olmuş, çocukları Yozgat İli Yerköy İlçesinde ikamet etmektedir. Torunu Güner Gürsaz Yozgat’ta yaşamakta ağıtları derlememde destek olmuştur. 

 

 

Çopraşıklı Ese’nin Ladif’in ağıdı

 

Çiy düşmüş bıyığa kaşları enli

Bakmaya kıyamam püskürme benli

Gâvur düşman nasıl kıydın yiğide

Bu yiğit dayımın yalınız oğlu

 

Sakosunu giyer gelir aradan

Bibim oğlun esirgesin Yaradan

Aman Allah kurbanların olayım

Bu sefer de atlasaydın sıradan

 

Selkiye de dayım oğlu sekliye

Gelin yoğurt çalmış beyaz helkeye

Minderi boş kaldı gadan alayım

Kim köskelir bundan böyle sekiye (Yeter Bayar)

 

Ben Ladifin bacısıyım bacısı

Derin işler bu gardaşın acısı

Evine gel babam oğlu evine 

Yaman olur Çopraşığın gıcısı (Bacısı Zeynep)

 

Martin atıldıkça dağlar bozular

Arkada ağlıyor görpe kuzular

Yandın arkadaşım beyhude yandın

Ellez’in kızı da durmaz sızılar (Ethem Zengin)

 

Kamyon geldi birbirine dayandı

Ağ göyneği al kanlara boyandı

İrfan küçük döndüremez çiftini 

Oğlum var diye de boşa güvendi

 

İkindi vakti de kurşun atıldı

Mavzer sesi feryatlara katıldı

Varıp mezarına ben ne söyleyim

Şıkı’nın irfan’ın yüzü yırtıldı

 

Gel hele Yahya yanıma otur

Götür İlyas Ağa süreği götür

Kapı bir komşusun gadan alayım

Gelirken İrfanın kalemin getir

 

Gidemem bacım Şıkım pek tatlı

O kepir tarlanın ekini katlı

Kâhya ile tutuşmuşlar el ele

İkisi de bir birinden gıymatlı

 

Mihriban ocağa cezveyi sürsün

Bacısı odada kahveyi versin

Haber salın yarenleri toplansın

Ellezin kızı da tedarik görsün

 

Pehlivanın ince belde yarası

Davran gardaş yiğitliğin sırası

Bu yıl çöl tarlanın ekini yeğin

Kimlerden alayım ırgat parası 

 

Karnımda kaldı da beş aylık kuzu

Ölünce biter mi bu ince sızı

Yandım eşim yandın boşuna yandın

Kimlere emanet bıraktın bizi

 

Düşman sürmüş mavzerine fişeği

Altına döşeyin kutnu döşeği

Pehlivana muska yazsın hocalar

Serbest gelmiş Gülistan’ın uşağı

 

Ellerim var mıyo ekmek yemiye

Dayanamam kuru yere komuya

Nasıl kıydın söyle sen Memmet Emmi

Şu babamın tek birini yumaya

 

Kelimeler:

Ben: Hal, tendeki küçük lekeler

Sako: Pardösü

Bibi: Hala, eme (babanın kız kardeşi)

Selki: Yöresel ağız, selelik- dinlenilecek yer

Seki: Set, doğal düzlük

Gada: Dert, bela

Gıcı: Küçük dolu tanesi

Bozulamak: Acı çığlık, deve sesi

Mavzer: Uzun namlulu silah

Sürek: Toplu av-Alınıp satılan büyük baş hayvan

Kepir: Kıraç-çorak-verimsiz toprak

Kutnu: İpekli kumaş

 

Kaynak kişiler:

Şıhı Mehmet Gürsaz (Oğlu)

Latife Dağ (Gürsaz)    (Kızı)

Güner Gürsaz          (Torunu)

 

Derleyen: Yusuf ÖZCAN



 



Keçe Bekir’in  Abidin’in ağıdı

Ataları Maraş’tan gelmedir. Çopraşık Köyü; İlkin Yozgat’a, ardından Avanos, sonunda Çiçekdağı’na(Mecidiye) bağlı olduğundan nüfus kayıtları, askerlik celpleri ve arazi bilgileri bu üç merkezden de çıkmaktadır. Halkı çiftçilik, hayvancılık ve ticaretle geçinir. Okuma -yazma oranı yüksek Çopraşık’tan, devlet yönetiminin her kademesinde bireylere rastlanır. 

Köy,1960 yılından itibaren göç vermeye başlamıştır. Çoğunluğu Şefaatli, Yerköy, Yozgat, Kırşehir, Ankara, Kayseri ve İstanbul’a yerleşmiştir. Başka ülkelerde önemli bir nüfusu bulunmasına karşın, insanı soyu ve köyü ile bağını koparmamıştır hiç.

              Bayram, düğün, cenaze törenlerinde söylenen ağıt ve maniler geçmişten geleceğe ışık tutar. Mevta yakını kadınlar elbiselerini ters giyer, soykanın etrafında halkalanıp ağlaşırlar. Kutlamalara karalı esvaplarla katılır(bulunmaya mecbursa), ölene kadar kına, sürme, rastık evin eşiğinden giremez, erkeklerse matem zamanı saçlarını yületirler. Ölünün devesinin(varsa) boynundaki çana ot tıkanır. Atının eyeri ters vurulur, zilinin dili kopartılır.

 Köyün gençleri, hasat sonu Kayseri, Adana, Yozgat arasında yük taşımacılığına giderler, beş altı ay çalışıp dönerler ki kış mevsimi daha rahat geçirilsin diye.

Anadolu’mda; Ozanlar, âşıklar nasıl mahlaslarıyla bilinirse, kimileri ve çoğu sülaleler de lakaplarıyla anılır.            Keçe Bekir, Osman Çavuşlar-Mangallılar ile Kosaların ana tarafından dedeleridir. Keçe Bekir’in Abidin isimli bir oğlu üç kızı vardır. Keçe, bekâr olan oğlunu, yeğeni Mehmet ile çalışmaya gidenlerin arasına katar.

Abidin, Everek civarında (Develi) hastalanır, şifa için bir tekkeye götürürler, hak vaki olunca da oraya defnederler. Epey bir zaman sonra, tülü mayalar Çopraşık’a girerken, Keçe Bekir’in kızları komşularıyla birlikte kardeşlerini karşılamaya çıkar ama develerinin çan sesini duyamazlar. Çünkü ot basılmıştır. Abidin’in boz buğuruyla getirilen soykalarının (elbiseleri)üstüne kapanıp ağıt yakarlar.

 

Abidin’nin ağıdı

 

Yele yele karşı vardım komşular

Ayağımı taşa vurdum komşular

Emmim oğlu Memmed köye dönerken

Gardaşım Abidin sandım komşular

 

Ot basmışlar devesinin çanına

Soykasını yüklemişler yanına

Ben kurban olayım babam oğluna

Sığmamış mı Evereğin hanına

 

Topuğuma kalem battı kanadı

Bize miydi bu feleğin inadı

Ellerim koynumda ören beklerim

Kuşlar bile yuvasına tünedi

 

Kaderim kaderim kötü kaderim

Duysun Hacı emmim kuzu güderim

Ayağım yalın da sırtım göyneksiz

Anam ile yığınına giderim

 

Lülelide dağın başı lüleli

Çuval dokuyodum elim kınalı

Dede yatırında Tekke önünde

Aylar olmuş babam oğlu öleli

 

Tekke senin yeşil mumun yanmaz mı?

Çayırına tülü maya konmaz mı?

Çatal adak bağlayayım kapına

Abadin’im Çopraşığa dönmez mi?

 

Anam aba giymiş üstü yırtılı

Beyaz saçı duluğuna dürtülü

Haber salın celep ile cambaza

Abidin’in boz buğuru satılı

 

Çetel tuttum giden ayın beşinden

Çarık diktim gardaşıma meşinden

Gadasın aldığım gülyüzlü Memmed

İnsan ayrılır mı emmideşinden

 

Gün dönünce ıssızlaşır yazılar

Ne gül biter ne de sinek vızılar

Ot tepmişler boynundaki çanına

Koca lök de yürüdükçe bozular

 

Çıkamadım şu Senir’in düzüne

Derdim deste idi oldu düzine

Ciğer ataşına kar tesir etmez

Daha bakmam Erciyes’in yüzüne

 

Yusuf ÖZCAN

 

Kaynak kişiler:

Asiye ER          (Afşar Duman kızı)

Elmas ÖZCAN(Salman Öcan kızı)

Kaynak kişiler aynı köyden olup, halen Yozgat’ın Şefaatli İlçesinde yaşamaktadır.

Derleyenler:

Mehmet ER

Yusuf ÖZCAN

Kelimeler_________________________________________________________:

Soyka: Ölünün giysileri

Kalem: Biçilmiş ekin kökü

Tekke: Kayseri İli, Develi İlçesi Havadan Köyü civarında

Tülü maya: Uzun tüylü deve

Celep: Kesilecek hayvan alıp satan kişi

Cambaz: At alıp satan kişi (At cambazları)

Buğur (Buğra):Erkek deve

Çetel (e):Oyulup, çizilerek açılan kertik, ya da çentik

Gada: Dert, üzüntü, bela

Emmideş: Amcaoğlu

Lök (cemel):Erkek deve

Bozulamak: Develerin uzun ve acı acı böğürmesi (Bozlaklar bundan türemiştir)

Sanir (senir):İki tepe ya da dağ arasındaki dik sırt


Alkızı

 

Rıza küçük uyumuyor dizimde

Döke döke yaş kalmadı gözümde

Benim Osman’ıma öldü diyemem

Daha ahuzarı Yörük kızında.

(Maviş Özcan) 

 

  Anadolu insanının İslam öncesi ve sonrasına ait çok sayıda kültürel öğeleri vardır. Bunların başında destanlar, şiirler, türküler, şarkılar, ağıtlar, bilmeceler, tekerlemeler, hikâye ve masallar yer alır. Yanık yürekliler sızılarını terennüm için çeşitli ifade yolları bulmuşlardır.

Tabiat olaylarının, malları ve canlarına yaptığı tesirleri, hayal güçleriyle bir sebebe dayandırmayı beceren halkımız, halay, ortaoyunu gibi sahnelemeler yanında, düşünce ikliminin esintilerini ezgileriyle süslemenin ustasıdırlar.

Önce Yozgat’a, sonra Avanos'a bağlı, Çiçekdağ’ı İlçemizin Çopraşık Köyü’nden Hafız, eşi Ayşe’nin doğum yaptıktan sonra ölümü üzerine çaresizliğini, ağıtlara yüklemiştir. Zamanla,aynı yer sakinlerinden İsmail Özcan ile rahmetli Güllü Büyük’ten derlediklerimi aktarıyorum: 

Döşeğinde Albasarak (Alkızı; inanışa göre loğusalara musallat cin türüdür) rahmete eren loğusanın ardından geride kalan kocası harman savururken kendi kendine aşağıdaki ağıdı yakar.

 

Al diyom da bebesini almıyo

Alkızları nazlı yâri salmıyo

Gadasın aldığım oturan eller

Kavim gardaş kapımızı çalmıyo

 

Harmanım ortada serili kaldı

Yorganım yüklükte dürülü kaldı

Nen ederim körpe kuzu avunmaz

Ellerim beşikte yorulu kaldı

 

Dermansız kollarım böğrüme gider 

Ağrılar başımdan bağrıma gider

Varsın murat alsın Çopraşık köyü

Bana ettikleri ağrıma gider

 

Nolayım da hele deyin nolayım

Derdi gamı kirmenlere dolayım

Tomurcuk gülümü mihrican vurdu

Yağmur olup mezarını sulayım 

 

Bilemedim bu Hafız’ın suçu ne

Pençe değdi ciğerinin içine

Akşamüstü gelin ettim nazlımı

Yangın düştü beş vakidin üçüne

 

Derleyen:Yusuf ÖZCAN 

01.02.2018

 



 

Asiye’nin ağıdı

 

Gel Asiye saçlarını öreyim

Mehmet ister mah yüzünü göreyim

Sen ağlama kurbanların olayım

Örenin bekçisi bacın ağlasın

 

Veranede benim gönlüm verane

Baykuş konsun Çopraşığın örene

Söyleyin bibime kurşun döktürsün

Göz mü değdi bahçemdeki cerene

 

Boncuk taktım örüğünün dördüne

Diyemedim bacım senin derdin ne

Konuya komşuya karadır yüzüm

Dönüp bakmam Şıh Ahmet’in yurduna

 

Bahar gelir yazı yaban süslenir

Mor koyunlar kuzusuna seslenir

Dolanma kız Kör Kuyunun başında,

Şavkın düşer beliklerin ıslanır

 

(Yeğeni Asiye’nin ağıdını, anam Elmas Özcan’dan derledim. Serpilip büyüyen sürmeli cerene, gören bir daha dönermiş. Ne yazık ki akıbeti kötü olmuş. Ansızın kaybolan güzel kızı günlerce arayıp sormalarına karşın bulamamışlar. Neticede evlerinin arkasındaki Körkuyuya bakanlardan birisi cesedini suyun yüzünde görmüş. Aile büyüklerinden kadınları elbiselerini ters giyip ağıdına oturmuş, erkekler ise saçlarını kazıtıp yas tutmuşlar:Evlenecek gençlerinin bayrakları kaldırılmış anacak çalgısız toy yapılmış onca zaman. Hazin sonun nasıl gerçekleştiği halen bir bilen çıkmadı diyen anam, gözyaşları arasında ağıdı aktardı.

 

Derleyen: Yusuf Özcan
14.04.2018



 Çopraşıklı Afşar Duman’ın anasına ağıdı

 

Seyisimin tıngırdağın almışlar

Yat yanına diye azar çalmışlar

Bilmem Araplı’da bilmem Horla’da

Anamın ölüsün çölde bulmuşlar

 

Varıp bakam Çamalağın özüne

Sinekler üşüşmüş kara gözüne

Kurbanlar oluyum güzel anama

Gücenmiş mi elkızının sözüne

 

Doldurmuş testiyi içerim diye

Yürümüş keseden geçerim diye

Kınaman anamı oturan eller

Dememiş hasretten naçarım diye

 

Ateş düşüp ekinleri yakıla

Tarlanın ortası gelmez akıla

Kurbanlar oluyum hatın anama

Ellerine al kınalar yakıla

 

Çiçekdağı ilçem de Çopraşık Köyüm

Bir öksüz Afaşar’ım Emirler soyum

Kuşlar gibi döne döne ararım

Bulsun İzevir’de suyunu koyum

 

Derleyen: Yusuf Özcan

Derlenen kişiler: Çiçekdağı Çopraşık köyünden, Salman kızları Elmas Özcan ve Hatice Sezen.Eyüp oğlu İsmail Özcan



Hikayesi Afşar  ve İzevir (Azîz Duman)  Dumanın anası Horladandır .Köyünü özler ziyaret için hazırlanır, fakat gelinler eşeğini elinden alırlar. O da kahreder küçük bir testi su alarak ağustosun sıcağında yaya yola düşer. zaten yaşlıdır dayanamaz aynı zamanda yolunu şaşırır ekinlerin arasına düşer ölür.Cenazesini sineklerin üşüşmesinden bulurlar.Oğlu Rahmetli Afşar Duman yakar. Ben de anam hatice teyzem ve babamdan derledim

Alkızı

 

Rıza küçük uyumuyor dizimde/Döke döke yaş kalmadı gözümde/Benim Osman’ıma öldü diyemem/Daha ahuzarı Yörük kızında.(Maviş Ecem) 

  Anadolu insanının İslam öncesi ve sonrasına ait çok sayıda kültürel öğeleri vardır. Bunların başında destanlar, şiirler, türküler, şarkılar, ağıtlar, bilmeceler, tekerlemeler, hikâye ve masallar yer alır. Yanık yürekliler sızılarını terennüm için çeşitli ifade yolları bulmuşlardır.

Tabiat olaylarının, malları ve canlarına yaptığı tesirleri, hayal güçleriyle bir sebebe dayandırmayı beceren halkımız, halay, ortaoyunu gibi sahnelemeler yanında, düşünce ikliminin esintilerini ezgileriyle süslemenin ustasıdırlar.

Önce Yozgat’a, sonra Avanos'a bağlı, Çiçekdağ’ı İlçemizin Çopraşık Köyü’nden Hafız, eşi Ayşe’nin doğum yaptıktan sonra ölümü üzerine çaresizliğini, ağıtlara yüklemiştir. Zamanla,aynı yer sakinlerinden İsmail Özcan ile rahmetli Güllü Büyük’ten derlediklerimi aktarıyorum: 

Döşeğinde Albasarak (Alkızı; inanışa göre loğusalara musallat cin türüdür) rahmete eren loğusanın ardından geride kalan kocası harman savururken kendi kendine aşağıdaki ağıdı yakar.

 

Al diyom da bebesini almıyo

Alkızları nazlı yâri salmıyo

Gadasın aldığım oturan eller

Kavim gardaş kapımızı çalmıyo

 

Harmanım ortada serili kaldı

Yorganım yüklükte dürülü kaldı

Nen ederim körpe kuzu avunmaz

Ellerim beşikte yorulu kaldı

 

Dermansız kollarım böğrüme gider 

Ağrılar başımdan bağrıma gider

Varsın murat alsın Çopraşık köyü

Bana ettikleri ağrıma gider

 

Nolayım da hele deyin nolayım

Derdi gamı kirmenlere dolayım

Tomurcuk gülümü mihrican vurdu

Yağmur olup mezarını sulayım 

 

Bilemedim bu Hafız’ın suçu ne

Pençe değdi ciğerinin içine

Akşamüstü gelin ettim nazlımı

Yangın düştü beş vakidin üçüne

 

Yusuf ÖZCAN



Ana(dolu

     Bizler Türk Milleti olarak, yediden yetmişine dek gelenek ve göreneklerimize yürekten bağlıyız. Günlük hayatımızda hiç farkında olmadan, “örf /adet” dediğimiz, toplumun kendiliğinden oluşturup ve işlettiği bu kanunlara uyar ve uygularız.

 Toplu kentleşmenin her ne kadar etkilemeye çalıştığı bazı törelerimiz yok olmaya yüz tutsa da, küçük yerleşim birimlerinde özellikle Anadolu’da halen bu geleneklerden çoğu yaşamaktadır.Bugünkü yazımda ocakların sönmemesi, sülale tütününün tütmesi için yaşanan bir fedakarlık hikayesini aktarmak istiyorum.

 ANADOLU/ ANA-DOLU; Bu necip millet yakın tarihine kadar ne analar çıkarmıştır bağrından. Karafatmalar, Nene Hatunlar, Hüsne Gelinler…

 Hüsne Gelin uzun boylu, beyaz tenli, sürmeli gözleri, sümbül gibi saçlarıyla akılları baştan alan bir güzelliktedir. Şefaatli’nin Kepez’inden, el tutan Çopraşık Köyü'nde yaşayan delikanlıların hemen hemen hepsi, neredeyse bu cerene sevdalıdır. Gelin görün ki ürkek ceylan gönlünü bir yiğide kaptırmıştır. Bu delikanlı bir ocağın tek umudu olan Ömer Çavuş’un oğlu Şah İsmail’dir. Tez zamanda dillere destan bir düğünle muratlarına ererler. Güzel gelin ne yazık ki evimin direği dediği sevdalısının, evlenmeye engel teşkil eden bir hastalığın pençesinde cebelleştiğini, ancak baharının altıncı ayında öğrenir. Neylesin “Allah’ın yazgısı, talihim” der razı olur.

 Şah İsmail’in beklenen akıbeti gerçekleşince, yeşeren umutlarının yerine kara bulutlar çöker. Hüsne’nin sadakati ocağın ateşini yakmak üzere mücadele azmini daha da güçlendirmiştir. Gelinlikle girilen yerden kefenle çıkılacağını iyi bilir, çünkü öyle bir kültürle yetişmiştir. Bu tütün tütecektir diyerek henüz diriliğini kaybetmeyen kaynatasını evlendirmeye karar verir, nihayetinde başarır. Kaynatasının evliliğinden nurtopu gibi bir oğlan çocuğu dünyaya gelir. Hüsne’nin duaları kabul olmuştur. Ellerine doğan bu yavruyu kendi evladı gibi korur, büyütür. Askerlik dönüşü köyünden güzel bir kızla evlendirir. Hüsne ev reisi olarak ilk torununu da bağrına basar. Doksan yaşlarında ölmeden önce “Ocaktan maksat devlete nefer yetiştirmektir” dediği halen söylenegelmiştir.

 

Gelsin

 

Dağılmaz üstümden bu kara duman

Aklımı başımdan alanım gelsin

Doktora tabibe götürmen aman

İçime pençesin salanım gelsin   

 

Köklenmiş çıbana merhem kâr etmez

Seven mecnun olur elden ar etmez

Bu sırrı bilenler intizar etmez        

Yıllardır saklanan yalanım gelsin

 

Bölünmüş uykuda düşler görüp de

Bile bile bir çıkmaza girip de

Kuşkulu sözlere kulak verip de

Dolu bardaklara dolanım gelsin

 

Sevda cephesinde atıldık öne

Ölsek de geriye dönmedik gene

Sam vurup da bağımızı bu sene

Tomurcuk gül iken solanım gelsin

 

Tanesiz ekinler diker başağı

Yağmursuz bağlamaz bulut kuşağı

Kendi dağlarından itip aşağı

Alıp taştan taşa çalanım gelsin

 

Boşuna da deli gönül boşuna

Yüz sürersin hanesinin taşına

Orta yerde koyup kendi başına

Gidip bir hoyratın olanım gelsin 

 

Ağzındadır kırlangıcın sıvası

Onun için güzel olur yuvası

Huzuru mahşerde gönül davası

Bu garip Özcan’a kalanım gelsin

 

Yusuf ÖZCAN

 

Yiğit Ali...


Yerköy'e haber duyuldu
Dediler Ali vuruldu (oy)
Kahpe sırtındanmı vurdu
Vay  yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy


Kaderinde buda varmış
Kahpe düşman pusu kurmuş  (oy)
Ardından  kurşunlar yağmış
Vay  yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy

Görenler anlattı duydum
Kurşun yedin geri döndün  (oy)
Düşmana doğru yürüdün
Vay yiğit Ali
Sen cİvan Ali
Oy güzel Ali oy

Yiğitlik neylesin buna
Yağlı kurşun değmiş cana  (oy)
Kader benzermi babaya
Vay yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy

Düşman bileğin bükemez
Yiğidi kimse çekemez  (oy)
Ardından fitne tükenmez
Vay yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy

Biri anan biri yarin
Ardın sıra ölenlerin  (oy)
Boynu bükük bak Mine'nin
Vay yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy

İmam geldi yıkamaya
Başladı kanın akmaya  (oy)
Şehit dedi bu Vallaha
Vay yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy

Yakışırmı gence ölüm
Glüyordu gördüm yüzün  (oy)
Sanki Firdevs’e yürüdün
Vay yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy

Musallaya geldi başın
Perişan bacın gardaşın  (oy)
Kayıbı var çopraşığın
Vay yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy

Aslan gittin, Aslan kaldı
Kalan ardından ağladı  (oy)
Vallahi sana doymadı
Vay yiğit Ali
Sen civan Ali
Oy güzel Ali oy


Aslan Çakmak
22.09.2016

AĞITLAR
Kars`ta Ermeniler tarafından öldürülen asker Nasır için yakılan a
ğıt.(Çopraşık köyü)
Nasırım Nasırım yadigar çavu
ş
Ermeni geliyor
şu yanna savuş
Anam oğlu istihamcı kendin şaşırır
Alaman kızları yara bi
şirir
Yaz gününde sinek konar yarana

Askerde iken ölen İsmet için annesinin yakmış olduğu ağıt.(Çopraşık köyü)

Yüsamış hastanen pecesi
Yudumu ola
İstanbulun hocası
Onikinci ayın onbe
ş gecesi
Sürmeli İsmet teslim etmiş canını

Çopraşığın suyu bulanık akar
Gecikti mektubun gelinin çıkar
Üç tene bacın yoluna bakar
Felek gurbet ilde koman ölümü

Kayısı dikili kapısı kitli
Emmimin o
ğlu canımdan tatlı
Memmette ismete kar
şı gidecek
Terkisi o
ğlanlı altı arabalı

Köyde ermiş olduğu söylenen Arap hocanın askerde ölen oğlu için kızı Meryem tarafından söylenen ağıt.

Engurun ovası var düzü var.
Kucakta Mulla'nın kırklı kızı var
Tohlu toplayacak tüccar karde
şim
Bir atınan bir habede gözü var.

Engurun ırakta Topahlı yakın
Babamın u
şağı nazerden sahın
Öldü demeye allahtan korkun
Yeni geldi onüç günlük ka
ğıdı
Topahlıya imam dursun saat
i



Sayın:Yusuf Özcan tarafından derlenmiştir.


 

 

Beyaz Acı Çopraşık Sarıkamış ağıdı
“Avşar’da yiğit kalmadı/redif gitti sürü ile/sabahaca yatılmıyor/Gelinlerin zarı ile/
yüzbaşılar binbaşılar/tabur taburu karşılar/bir kar yağar ince ince/yatan şehitler ışılar.”

Annemin dört dayısı da bembeyaz örtülere sarılarak kar çiçekleriymişçesine Sarıkamış’ta şehit düşmüşler. Son zamanlarda düzenlenmeye başlanan anma törenlerine katılmak nasip oldu. Aslında anlatılmaz bu, gidip görmek, yaşamak gerekir. Yozgat-Avanos ve daha sonra Çiçekdağı nüfusuna kayıtlı Çopraşık Köyü’nden Şıh Ahmet oğlu Ayşe’den olma Nasır, Halil ve Hüseyin’in Sarıkamış’ta şahadeti üzerine bacıları Döndü-Güferiy-Zeynep ve Senem büyük acılar çekmişlerdir. Şehitlerden Nasır Çavuş bir aylık evli, Halil nişanlı, Hüseyin ise bekârdır. Ağıt, dört bacıdan birisi olan Senemce yakılmıştır. Senem kızı Gülü Büyük ve Elmas Özcan’dan derlenen ağıt aşağıdaki şekildedir. Gülü Büyük 2003 yılında vefat etmiş, Elmas ÖZCAN ise halen Yozgat’ın Şefaatli İlçesinde yaşamaktadır.

“Nasır’ım Nasır’m yadigâr çavuş
Ermeni geliyo çalıyı savuş
Gâvurun kurşunu göyneği yırtar
Sakla kendini de kıtana kavuş.

Nasır’ım Nasır’ım illa Nasır’ım
Ermeni içinde olsam esirin
İki elim çolak olsun gardaşım/
O da el içinde derim kusurum.

Sarıkamış kışı pek yaman çeker
Üşümüş Hüseyin boynunu büker
Nasır ile Halil ağam gelmezse
Sönmüş ocağımı eloğlu yakar

Halil’in gelini gitti yetme mi
Bu da ölürse ocağımız batma mı
Gız sahibi güdücüdür gardaşlar
Yârin gızını da ele satma mı

Üç gardaşı kar altına serdik oy
Künyasını yıldızlara sorduk oy
Nasır Çavuş, Halil Ağam gelirse
Hüseyin’e düğün günü verdik oy

Öleydi de yolunuza bacınız
Çıkmıyo ki içerimden acınız
Üç ağamı gurban ettik vatana
Saçı kesik nasıl alsın öcünüz

Gitti gelmez dört bacının gardaşı
Alayda Nasır’ım çekermiş başı
Halil’in yâri de ellere kaldı
Hüseyin başına kim diker taşı”
Şehitlerin ölüm haberi geldiğinde Çopraşık Köyü’nün Büyük Çeşmesinde bulgurluk yıkayan bacıları Zeynep‘in irticalen söylemiş olduğu ağıttan ancak aşağıdaki kıtası Senem kızı Elmas ÖZCAN tarafından hatırlanabilmiştir.
“Farisin de deli gönül farisin
Bulgurluk yıkadım üstüm kurusun
Benim gardaşıma öldü diyenin
Dilerim Mevla’dan soyu kurusun.”

Yine Çopraşık Köyü’nden Sarıkamış Soğanlıda şehit kalan Osman’ın beşikte Yaşa adlı bir oğlu kalmış ve eşi Eliy gelini akrabalarından Hüseyin Çavuş almıştır. Osman için yakılan ağıttan Elmas ÖZCAN tarafından hatırlanan kısmı aşağıdadır.



ÇOPRAŞIKLI OSMAN
(Osman’ın Sarıkamış Ağıdı)

Eliy gelin yediyemez Yaşa’yı
Yaşa küçük dolduramaz köşeyi
Görüyon mu koca Enver Paşa’yı
Ufacık uşağı hücuma salmış

Çopraşık neresi Soğanlı nere
Allah insaf versin Paşa Enver’e
Urba potin dağıtmamış askere
Vermeden fişeği hücuma salmış

Ekber Dağı boyun eğmiş beyaza
Osman zayıf dayanamaz ayaza
Enver Paşa kulak asmaz niyaza
Dikine aşağı hücuma salmış

Enver Paşa okutmuş ya ezanı
Hesap etmez teraziyi mizanı
Yok mu idi akıl ile izanı
Sarmadan kuşağı hücuma salmış

Son söz: Ağıtları yakan ve derleyenlerin hiçbirisi okuryazar değildir.
Yusuf Özcan


      Aşağıdaki ağıtı 23.04.2011 tarihinde Kayseri de Misafir olarak bulunan Çopraşık Köyünden Mahmut ÇAKMAK’ın (Rahmetli) hanımı okur yazar olmayan Ayşe Çakmak’dan dinledim. Ben ağıdı dinlediğim şekilde size aktarıyorum. Bu ağıt yıllar önce söylendiğinden ve yazılı bir kayıt olmadığından eksik olabilir.
Ağıtın öyküsü şöyle; 1950 yılında çopraşık köyünden Memet Çavuş (Boğa Mehmet) olarak bilinen Mehmet Çakmak Çopraşık köyü ile Gülistan Köyü arasında bulunan Kuzkun olarak bilinen mevkide at arabasıyla çopraşık köyüne dönerken kim tarafından atıldığı bilinmeyen bir mavzer kurşunuyla hayatını kaybetmiştir. Sonra şahsın cenazesi at arabasına yüklenerek Çopraşık köyüne getirilmiştir. Bu esnada Köyde olan Mehmet Çavuşun hanımı Mihriban ÇAKMAK (Rahmetli)kocasının at arabasına yüklü al kanlı cenazesini görünce aşağıdaki ağıtı yaktığı ve bu ağıtın yıllarca söylendiği bilinir.
 
Ben çavuşun garısıyım garısı
Bana dağsın o kurşunun yarısı
Yayılanda goca köyün sürüsü
Nen vardı içinde bibimin oğlu
 
Asker uşağına harbe gidiyor
Askerin içinde talim ediyor
Ben kurban olayım bibimin oğlu
Askerin içinde koçluk gidiyor
 
Ağır olur mavzerin fişeği
Hep kırılsın emmisi dayısı uşağı
Diyolar çavuşumun gelini evde
Oda çavuşumun yumuş uşağı.
 
Atların haşarı götüremiyor
Üç aylık kuzum var yatıramıyor
Dört dene bacım var diye övünürdün çavuş
Birini yanımda yatıramıyom.
 
 
Ben Çavuşun geliniyim gelini
Gene kırdım arabamın salını
Büyükden küçükden kara olsun yüzüm
Ben süremem bu dulluğun yolunu


                          Derleyen:Yusuf Aras
                           aras.66@hotmail.com
 
 
 
 



 

 

 

 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Yusuf Özcan ( yusuf66_ozcanhotmail.com ), 04.02.2018, 20:50 (UTC):
Emeğe geçen tüm canlara teşekkür ediyorum.Selam ve hürmetler.

Yorumu gönderen: sehriban tuğrul( sehribantugrul1954g.mail.com ), 13.01.2015, 18:12 (UTC):
Slm. Ben de size haci memet durañ emmimin kendi el yazısıyla kendi icinyazdıgı bir destani size ben yazacağim.evime vardigimda (nazilli deyim)sizesunarim insl.

Yorumu gönderen: ertuğrul yılmaz( tugrulagahotmail.com ), 09.01.2013, 18:32 (UTC):
yukarıda yazdıgınız agıtın icinde gecen dört dene bacım var diye övünürdün cavus mısrasındaki 4 bacıdan 2 tanesi benim babaannem asiye ve anneanem sosiy dir. babamdan duydugum kadarıyla boga mehmet vuruldukdan sonra yıllarca acılarından 4 bacıda elbiselerini ters giymisler ve oyle gezmişler.

Yorumu gönderen: Hayrullah BEKTAŞ( hayrullahbektasmsn.com ), 17.11.2012, 08:24 (UTC):
Yusuf Özcan'a bu hizmetinden dolayı teşekkür ederim

Yorumu gönderen: yılmazuçar( ), 18.12.2011, 16:30 (UTC):
selam yusf abi çanakkalede şehit olan ismetide anlatırmısın saygılar



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

coprasik-koyu@hotmail.com
 
ÇOPRAŞIK // ÇİÇEKDAĞI // KIRŞEHİR
 
Reklam
 
HABERLER
 
GAZETELER
 
center>
mansetler

 
Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=